TÜRK AHLAKI -DİNİ VE FELSEFİ TEMELLER AÇISINDAN BİR OKUMA-

TÜRK AHLAKI

 -DİNİ VE FELSEFİ TEMELLER AÇISINDAN BİR OKUMA-

Aygün AKYOL*

Özet:

Çalışmada Türk Ahlak tasavvuru dini ve felsefi temelleri açısından ele alınmaktadır. Türk ahlakının temel hareket noktaları tespit edilerek, Türk Kültüründen, İslam Kültüründen ve Günümüz Modernitesinden aldığı değerler sistemi bir bütün olarak incelenmektedir. Türk ahlak tasavvurunun ortaya koyduğu rahmet ve merhamet dili analiz edilmekte, bunun kaynakları üzerinde durulmaktadır. Özellikle Türk ahlakının dini temeli olarak Kur’an ve Peygamber tefekkürü müzakere edilerek, Türklerin Arap ve Pers düşünce yapısından farkı ortaya konulmaktadır. Türk ahlakının dini temellendirmesi Hz. Peygamberin zikrettiği İslam, İman ve İhsan kavramları üzerinden kurgulanmakta, Kur’an’ın sakınanlar için bir öğüt olduğu vurgulanmaktadır. Felsefi temelleri ise Farabi, İbn Sina, Hoca Ahmed Yesevî ve Yusuf Has Hacib’in düşünce dünyası üzerinden şekillendirilmektedir. Meşşai sistemdeki faal akıl; Hoca Ahmed Yesevi ve Yusuf Has Hacib’deki gönül kavramı üzerinden felsefi temelleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede Türk Ahlakının bugün bizlerin sorunlarına getireceği çözüm önerileri ele alınmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Türk, İslam, Ahlak, İhsan, İbn Sina

 

TURKISH ETHICS

-A READING IN TERMS OF RELIGIOUS AND PHILOSOPHICAL FOUNDATIONS-

Abstract:

In this study, the Turkish moral thought is discussed in terms of its religious and philosophical foundations. By determining the basic starting points of Turkish morality, the system of values ​​taken from Turkish Culture, Islamic Culture and Today's Modernity is examined as a whole. The language of mercy and compassion revealed by the Turkish moral vision is analyzed and its sources are emphasized. Especially by discussing the Qur'an and the Prophet as the religious basis of Turkish morality, the difference of Turks from Arab and Persian mentality is revealed. The foundation of Turkish morality on religion is based on the concepts of Islam, Iman and Ihsan mentioned by the prophet, and it is emphasized that the Quran is a reminder for those who avoid it. Its philosophical foundations are also shaped by the ideas of Farabi, Ibn Sina, Hoca Ahmed Yesevi and Yusuf Has Hacib. Active intellect in the peripatetic system; Philosophical foundations were tried to be revealed through the concept of heart in Hoca Ahmed Yesevi and Yusuf Has Hacib. Bu çerçevede, Türk Ahlakının bugün sorunlarımıza getireceği çözüm önerileri tartışılmaktadır.

Key Words: Turkish, Islam, Ethics, Ihsan, Avicenna

            Giriş:

İnsanın yeryüzündeki varlığı duruş, düşünce ve tercihleriyle oluşur. Bu da her eyleminde bir değerler sistematiğini gerektirir. Bu noktada en önemli unsur ise, kültürel devamlılık ve değer aktarımıdır. Günümüzde yaşanan değerler karmaşası bugün bizlerin hayatını olumsuz yönde etkilemektedir. Türk milletinin ata yurttan aldığı değerler sistematiği günümüze kadar İslam’ın getirdiği ahlak ve adalet ölçüleri içerisinde korunmuş ve bütüncül bir ahlak nizamı oluşturulmuştur. Ancak günümüzde değerler dünyasında yaşanan hızlı değişimin anlamlandırılamaması bir takım değerlerimizin yozlaşmasına neden olmuş, geleneksel altyapımız tahrip olmuştur. Özellikle İslam dünyasında yaşananlara bakıldığında yoksulluk, yolsuzluk ve şiddet sarmalında debelenen bir yapı kendini göstermektedir. Bunun yanı sıra ideolojik aygıtlarla toplumların hafızasına yapılan müdahaleler toplumları yersiz, yurtsuz bir hale getirmektedir.  Bu, insanların ortak bir kültürel birliktelik oluşturmasına engel olmakta, ideolojik aygıtlarla selefi örgütlenmeler kendileri için uygun zemin bulmaktadır. İslam dünyasında ortaya çıkan selefi ve bâtınî akımlar, toplumların hafızlarını yok etmekte, değer üretimi adına değerlerimizi tahrip etmektedir. Şiddet, yoksulluk ve ümitsizlik toplumları kuşatmakta, fikir ve vicdan özgürlüğünün yerini baskı ve şiddet kültürü almaktadır.

Biz bugün gelinen noktada Türk İslam Kültürü üzerinden aktarılan değerler sistematiğinin Türk Ahlakı olarak okunmasının imkânını tartışarak, bu tasavvurun korunmasının bizleri yoksulluktan, yolsuzluktan, ahlaki yozlaşmadan ve içine düşülen şiddet bataklığından koruyacağı kanaatindeyiz. Çalışmamızda öncelikle Türk Ahlak Tasavvurunun hareket noktalarını, etkileşim çevrelerini ortaya koyarak, bugün aslını ve neslini inkâr etmeksizin, yeniliğe ve yenilenmeye açık bir toplum tasavvurunun nasıl ortaya konulacağını müzakere etmek istiyoruz.

1.     Türk Ahlak Tasavvurunun Unsurları

Türk kültürü tarihsel birikim olarak bulunduğu coğrafyaların bilgi ve birikimini almış, aktarmış ve gittiği yerlerde yurtlandırmıştır. Bugün bizler tarihsel ve kültürel birikimimize sahip çıkarak, bu coğrafyanın tekrar aydınlanmanın merkezi olması noktasında Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmayı hedefliyoruz.[1]

Tarihsel tecrübelere bakıldığında Moğollar yıllarca dünyanın büyük bir kısmının hâkimi olmalarına karşın, bulundukları yerlerde tutunamamış, geldikleri gibi geri dönmüşlerdir. Ancak Türkler, her gittikleri yerde kendi varlıklarını hem bireysel olarak hem de kurumsal olarak hissettirmişler ve oraya değer dünyalarını aktarmışlardır. Bu, Türk kültürünün içe kapalı bir tutumu benimsemek yerine açık ve anlaşılır bir tutumu merkeze almasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de Türklerin kültür anlayışı, millet ve milliyet tasavvuru, bağnaz ve tutucu yaklaşımlar yerine kucaklayıcı ve birlikte yaşamayı merkeze alan bir anlayışı hâkim kılmıştır. Ancak bugün Türk Kültür ve Medeniyet tasavvuru ile ilgili bir takım krizlerle karşı karşıyayız. Geleneksel değerlerden kopuş hızlandığı gibi, yeni kazanım olarak ifade edebileceğimiz değerler de reddedilmektedir. İnsanlar, kültürel konuları ele alırken rövanşist ya da politik yaklaşımlar sergiledikleri için kazanımlar kaybedildiği gibi yeni değerler de ortaya konulamamaktadır.

Bu kültürel krizi aşma noktasında öncelikle durum tespiti yapıp bunun ana unsurlarını belirlemek ve çözüm yolunda adımlar atmak zorundayız. Bu noktada biz, öncelikle Türk Kültürünün etkileşim noktalarını ve anlama aktlarını belirlemeyi öneriyoruz. Bunu belirleyebildiğimiz takdirde geleneğiyle barışık, geleceğe açık, evrensel insanlık mirasına katkı yapabilecek bir medeniyet tasavvuru oluşturma imkânına da sahip olabiliriz.

1.1.     Türk Ahlak Tasavvurunun Hareket Noktaları

Tarihsel birikim ve üstlendiği roller bakımından Türk Kültürünün ana hareket noktalarını üç ana unsur oluşturur. Çünkü Türkler, Atayurttan getirdikleri geleneksel Türk Kültürü, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde edindikleri İslam Kültürü ve Modernleşme tecrübesinden hareketle elde ettikleri Batı Aydınlanma Kültürünün kazanımlarına sahiptir. Bu hem kültürel olarak, hem coğrafi olarak, hem de medeniyet tasavvuru açısından Türklerin tarihsel önemini ve konumunu güçlendirmektedir. Bunlar arasındaki geçişliliği inkâr edip, indirgemeci bir şekilde birini hâkim kılmaya çalışmak, kültürel ve tarihsel kopukluklar oluşturmakta, değerler dünyasındaki çöküş de hızlanmaktadır.

Bize göre Türkiye Cumhuriyeti; Türk Kültürünün, İslam Kültürünün ve Aydınlanma düşüncesinin varlık ve devamlılığı noktasında hayati bir role sahiptir. Bugün bizler Türk Medeniyet tasavvurunu oluştururken üç coğrafyanın kültürel birikiminin evrensel değerlere katkı yapacak düzeydeki gelişimini anlıyoruz. Orta Asya’dan, İslam Coğrafyasına oradan Batı Aydınlanmasına uzanan bir kültürün etkileşim ve hareket noktasında bulunuyoruz.[2]

Bu nedenle Türk Medeniyet Tasavvuruna sahip çıkan bir kişi aslını inkâr etmez, Türk Kültürünü, Atayurt’tan Anayurda getirdiklerine sahip çıkar; öz bilincine dair bir yabancılaşmaya girmez. Bugün İslam adına ya da Batı kültürü adına Türk kültür ve anlama aktından uzaklaşmayı teklif edenler samimi değildir; zira bu bir asimilasyon, kendini inkâr anlayışıdır. İslam, kültürel asimilasyonu baştan reddeden bir tutuma sahiptir, zira din bize Araplaşmayı değil, Mü’min ve Müslüman olmayı öğütler. Aydınlanma ise emperyalist ve sömürgeci yaklaşımlar yerine ortak değerler alanında akıl ve bilimin merkeze alındığı bir tutumun egemen olmasıyla yorumlanmalıdır. Bu nedenle bizim temel hareket noktamızı Türk Kültürü oluşturur.

Türk Medeniyetinin ikinci hareket noktasını İslam kültürü oluşturur. Özellikle Yusuf Has Hacib ve Hoca Ahmed Yesevî’nin ortaya koyduğu din anlayışı bunu bizlere sunmakta, sevgi ve erdemleri merkeze alan rıza ve doğrulukla bağlanılan bir dinin imkânını ortaya koymaktadır. Türk kültürünü ve İslam’ın ahlak ve değerler sistematiğini bütüncül olarak ele alan bu anlayış, Türklerin İslamiyet’i hareket noktası olarak kabul edip aktarmasının temel dayanağı olarak bugüne kadar gelmiştir. Eğer bizler Türk kültürünün din tasavvurunu merkeze alıp sevgi ve gönül merkezli bir din anlayışını benimsemezsek Arap kültürünü, kabilecilik ve mezhepçilik anlayışını din zanneden grupların ortaya koyacağı şiddet ve vahşetin esiri olacağız.[3]

Türk İslam filozofu Farabi de bu hususa vurgu yapmış, insan, eğer ahlaki ve hukuki davranışları bir baskı ve korku nedeniyle yapıyorsa bunun erdem olarak nitelenemeyeceğini, iyi davranışın bizatihi iyi olduğu için sevgi ve aşk ile yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Bir eyleme ahlaki denilebilmesi için zorlama değil, istek ve iradeye dayalı eylemler olması istenmiştir.[4]

Türklerin Müslüman olmasıyla İslam’ın kazandığı ivme, sadece bireysel ahlakın sağlam temeller üzerinde kurgulanmasıyla kalmamış, siyaset tasavvuruna da etki etmiştir. Özellikle kültürel anlayış, örfi hukuk, devlet yönetiminde din ve devlet işlerinin ayrılarak Şeyhu’l-İslam ve Sultan tasavvuruna ulaşılması önemli katkılar olarak tarihteki yerini almıştır.[5] Bugün de İslam coğrafyasında bu kadar sorunun içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin Laik ve Demokratik bir ülke olarak üç yüz yılı aşkın bir modernleşme tecrübesine, yüz yılı aşkın bir Cumhuriyet birikimine işaret etmesi İslam coğrafyası açısından eşsiz bir örnektir. Bu nedenle İslam kültürü bizim geleneğimizin şekillenmesinde en önemli unsurlardan bir diğeridir.[6]

Türk Medeniyetinin bir diğer unsuru da Batı aydınlanmasıyla olan etkileşimidir. Geçmişte kadim felsefi birikimin İslam dünyasına kazandırılması ve felsefi ve bilimsel birikimin İslam coğrafyasında hayat bulmasını sağlayan Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi atalarımız Batı’daki Rönesans ve Reform anlayışının da öncüsü olarak İslam aydınlanmasının güzide örneklerini verdiler. Daha sonra İslam dünyasında başlayan zihniyet gerilemesi neticesinde ilim ve bilim kendisini Batı’da ifade etmeye başladı ve yeni bir felsefe ve bilim tasavvuru gelişti. Bu noktada da Batı bilim ve düşünce tasavvuru ile İslam coğrafyasında ilk karşılaşmaları sebebiyle Batı düşünce ve değer dünyasını analiz edip, Türk ve İslam kültürü ile kompoze eden ilk İslam toplumu da yine Türkler ve onların tarihsel tecrübesidir.  Bu tecrübenin neticesinde üç yüz yıllık bir modernleşme tecrübesine sahip olması, Batı’nın temel öncüllerini Türk ve Müslüman bir kimlik üzerinden anlamlandırması hem Batı toplumları için hem de İslam coğrafyası için büyük kazanımlar barındıran bir anlayışa karşılık gelir. Bugün bizlerin bu tasavvuru geliştirip ileri bir noktaya taşımamızda da ahlak tasavvurumuzun sağlam temeller üzerinde inşası büyük önem arz eder. Bu noktada Rahmet dilinin tezahürü olan Türk Ahlakı’nın temel hareket noktalarını analiz edelim.

1.2. Rahmet Dilinin Tezahürü Olarak Türk Ahlakı

      Türk kimliğinin inşasında Türk ve İslam kimlik tasarımının belirleyici olduğunu ifade etmiştik. Türk kimliğimiz hayatımıza yön veren, birbirimize olan bağlılığımızı arttıran, tarihsel olarak arkasında pek çok devlet tecrübesini barındıran asli unsurumuzdur. İslam kimliğimiz de bizim hayata bakışımızı, birey olarak kimliğimizi ve kişiliğimizi inşa eden diğer temel unsurdur. Üstelik bunlar arasında kimliği inşa etmede bir öncelik ve sonralık aranması da yersizdir, çünkü bunlar bir bütündür. Bunlara ilave olarak modern dönemde karşılaşılan yeni durumlar ve modernite anlayışı da Türk kimliğinin belirleyici bir diğer unsurudur. Çünkü Türklük’ten ve İslam’lıktan aldığı değerlerin yanı sıra Modernitenin verdiği anlayış ve bakış tarzı Türk Müslüman kimliğine farklı ve özgün nitelikler kazandırmıştır.

Kültürel kimliğimizin değerini anlamak için bulunduğumuz coğrafyada ortaya çıkan İslam anlayışlarına bakmamız yeterlidir. İslam coğrafyasına bakıldığında üç temel İslam anlayışının egemen olduğunu görüyoruz. Bunlardan birincisi, Arap-İslam anlayışıdır. İkincisi Türk-İslam anlayışıdır. Üçüncüsü ise, Pers/İran-İslam tasavvurudur. Bu noktada Türk-İslam kültür dairesinde yetişen bizlerin kendi kültürel kodlarını bırakıp ne Arap kültürünün ne de Pers kültürünün din olarak kabul edildiği bir tasavvura yöneltilmesini sağlıklı bir durum olarak görmemeliyiz. Farklı kültürel yapılarla kesişim kümesinde buluşmakla birlikte, kendi kültürel alt yapımızı merkeze alarak evrensel insanlık mirasına katkı yapacak bir düşünce sistemi geliştirmek zorundayız.

Bu noktada vurgulamamız gereken bir husus da burada Türklüğe vurgu yapmak içe kapanma, diğer insanları ötekileştirme anlamında değildir. Bizim kullandığımız vurgu öncelikle bir millet olabilme imkânını değerlendirerek yurtta birlik Türk/çe düşünmek, daha sonra İslam’ın getirdiği kardeşlik ruhunu bir üste taşıyarak inanç ve değerler sahasında birliği yani İslam’ı Anlama’yı, bir sonraki aşamada da bütün bu hasletleri daha da yukarı taşıyarak insani erdemlerde birlik ve dirlik olarak yorumlamak, yani Evrensel İnsani Bir Dil oluşturmaktır. Bu, hem Türk kimliğimizin hem Müslüman kimliğimizin hem de evrensel insanlığa ait ortak kimliğimizin bir gereğidir. Yapılması gereken ayrıştırıcı dilden ziyade birleştirici bir dili hâkim kılmak ve bunun üzerine bir medeniyetin inşasını kurgulamaktır.[7]

Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin merkeze aldığı laik ve demokratik yönetim anlayışı, birey ve aile tasavvuru bizlerin pratik sahamızı şekillendiren temel unsurlardır. Bu nedenledir ki demokratik yapımızı, aile hayatımızı ve sosyal yaşamdaki ilişkiler ağımızı korumak, eşit ve özgür yurttaşlardan oluşan, birbirine karşı saygılı, hoşgörülü, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir tutumu merkeze almak hedeflenmelidir. Bu, ülkemizde ve dünyada barış ve esenlik dilinin kurgulanmasına imkân verecektir.

Her işe rahmet ve merhamet ifadesiyle başlayan bir dinin müntesipleri olarak bugün şiddeti merkeze alan insanlardan nasıl kurtulacağımızın mücadelesini veriyoruz. Ancak bundan kurtulabilmek çok kolay gözükmüyor, düştüğümüz bu durumun aslında bir zihniyet meselesi olarak görülmesi gerekmektedir. Bu noktada konunun sağlıklı bir şekilde analiz edilmesi önem arz etmektedir. Şiddet dilinin oluşmasına ortam hazırlayan unsur ise dil, düşünce ve mantık kurgusunun sağlam bir temel üzerine oturtulamamasıdır.  Bunun neticesi olarak insanlar, temel meseleleri tartışırken bir yöntem ve usul takip edemiyor ve çatışma alanları ortaya çıkıyor. Anlayış noktasındaki sıkıntı, rahmet ve merhamet dilinin temsilcisi olan Hz. Peygamber’in anlaşılamamasında açıkça görülmektedir. Bu nedenle din ve dünya hayatını doğru anlamak ve anlamlandırmak için öncelikli olarak insanların anlayış ve idrak açısından belli bir olgunluğa taşınması ve sağlıklı bir alt yapıya sahip olması gerekmektedir.[8]

Bu noktada İslam düşüncesinde ahlak tasavvurları denildiğinde bir tane değil mi bu ahlak tasavvuru, bunun birden fazla modeli mi var şeklinde bir soru sorulabilir. Bu sorunun cevabı, evet İslam ahlak tasavvurları ana esaslarda bir olmakla birlikte toplumsal yapılara, geleneklere göre değişiklik gösterebilmektedir. Etrafımıza baktığımızda bunun örneklerini görebilmekteyiz. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlayan bir kerim kitaptan şiddet dilini temellendirenler olduğu gibi, emaneti ehline verin, yeryüzünde adaletle hükmedin[9] birbirinize zulmetmeyin,[10] düşmanlıkta haddi aşmayın[11] emirlerini merkeze alıp, yeni bir ahlak tasavvuru inşa eden yapılar da mevcuttur. Bu nedenle dikkate alınması gereken değerler Kur’an ve Sünnet çizgisidir. Bu da sahih dinimizin, Arap toplumun gelenekleriyle, örfleriyle karıştırılıp gelenek ve atalar kültünün din gibi sunulmasıyla karıştırılmamalıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, Hz. Peygamberin bizlere Araplaşmayı değil, Mümin ve Müslüman olmayı vaz ettiğidir. Bu nedenle hayata dair bakış açışımızı kurgularken apaçık bir öğüt olan Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin ahlaki ve insani öncüllerini merkeze almalıyız. Bugün bazılarının yaptığı gibi Arap Bedevi kültürünü din zannederek onun aksak noktaları üzerinden hayatı kurgulama girişimlerine ortak olmamalıyız.

Bu noktada kişinin değer dünyasının, kültürel aidiyetlerinin ve milli değerlerinin şiddet dilinin bir unsuru gibi gösterilmesi buradan hareketle de Türk kimliğinin baskı altına alınmaya çalışılması hepimizin dikkatli olması gereken bir unsurdur. Kültürel aidiyetleri inkâr, ilk bakışta insanların sağlıklı bir iletişim kurmasını sağlayacak gibi bir yanıltıcılığa sahip, hâlbuki tam tersine kişinin kendi aidiyetlerini başkasına zarar vermeyecek, karşısındakini küçük düşürmeyecek şekilde ifade etmesi bireyin varlığını koruması ve hayata katkı vermesi açısından önem arz etmektedir. Bu nedenle biz, şiddet diline engel olmada kültürel kodlarımıza sahip çıkmanın önemli olduğunu düşünüyoruz.[12]

İnsanların şiddet dilinden kurtulabilmeleri, öncelikle sağlıklı bir birey olmalarına bağlıdır. Biz bunun sağlanabilmesinde iki aşamalı bir sürecin uygulanabileceğini düşünüyoruz. Bunlardan birincisi teorik açıdan kendimizi sağlam bir temel üzerinde tutmak, ikincisi ise bu teorinin pratiğe nasıl yansıdığını göz önünde bulundurmak.

2.     Türk Ahlakının Dini ve Felsefi Temelleri

Türk ahlakı denildiğinde yukarıda bahsettiğimiz kültürel etkileşim unsurlarının tamamının etkili olduğu bir anlayış akla gelmektedir. Bu nedenle de Türklerin ahlak tasavvuru Türk Kültürünün, İslam Kültürünün ve Modernitenin getirdiği unsurları barındırmaktadır.

Konuyu ele alırken öncelikle ahlak kavramının tanımına bakalım. Ahlak, Arapça’da “seciye, tabiat, huy” gibi manalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Sözlüklerde çoğunlukla insanın fiziki yapısı için halk, manevi yapısı için hulk kelimelerinin kullanıldığı kaydedilir. İslam filozofları ise, ahlakı “nefiste yerleşik olan yatkınlıklar” şeklinde tarif etmişlerdir. Bu yatkınlıklar sayesinde “fiiller, nefisten her hangi bir fikri ve iradi güçlüğe hacet kalmaksızın sadır olur. Eğer bu yatkınlıklar iyi olursa, nefisten faziletler, kötü olursa reziletler sadır olacaktır.” Ahlakın temel vazifesi de nefis hakkında bilgiler vermek ve nefsi kendisinden erdemli fiiller sadır olacak şekilde terbiye etmektir.[13]

Terbiyenin sağlanabilmesi için insanın yapıp etmelerinin nasıl olması gerektiği, iyiliği ve doğruluğu tercih eden bir anlayışın bireye nasıl kazandırılacağı sorusu her zaman zihinleri meşgul etmiştir. Bu noktada Türk İslam ahlak tasavvurunun akıl ve irade merkezli olması insanların kendisiyle ve toplumun diğer kesimiyle barışık bir anlayışa, baskıdan uzak bir şekilde ahlaki tasavvurunu kendi istek ve arzusuyla ortaya koymasını sağlamıştır. Bu noktada bu ahlaki tasavvurun temel karakteristiğini incelemek gerekmektedir.

2.1.           Türk Ahlakının Dini Temeli

Türk ahlakının temel belirleyicilerinden birisi Kur’an ve Peygamber tefekkürüdür. Hz. Peygamberde müşahhaslaşan İslam, İman ve İhsan birlikteliği, Türk ahlak tasavvurun temel hareket noktası olmuştur. Bu, insanın varlığını anlamlandırmada aşama aşama ilerlediği dini ve ahlaki bir tasavvura işaret eder ki temelinde kişinin kendini bilmesi vardır.

Bu aşamaların ilki İslam, yani ayne’l-yakin aşamasıdır. Bu aşamada kişi, namaz, oruç, hac gibi ibadetler yoluyla Allah ile sürekli bir iletişim içinde olup pratik bilgileri hayatına aktarır. İslam, evrendeki bütün yaratılmışların O’na teslim olduğunun bilincinde olmayı, son pratik, yol ve yöntem olan Hz. Muhammed’in getirdiklerine uygun davranmayı ifade eder.  Bu, özgür irade ile seçilen İslam olup, sakınanlar için bir öğüt olan Kur’an’ın anlaşılmasını ve eyleme geçirilerek hayata aktarılmasını gerektirir.

Müslüman Türk’ün Tanrı tasavvuru hayatı anlamlandırma noktasında sağlam bir teorik zemin oluşturduğunda İman aşamasına, yani ilme’l-yakin mertebesine ulaşmış olur. Bu, kişinin Allah’ın varlığını ve birliğini, O’nun her şeyin yaratıcısı olduğunu, İslam’ın temel inanç esaslarını içselleştirmesini, bunların bireysel, ailevi ve toplumsal hayatımızdaki yerinin tespitini temin edecektir.

Ahlaki tasavvurumuzun nihai noktası ise hakka’l-yakin aşaması olup, her mümin bireyin İhsan mertebesine ulaşabilmesidir. Bu aşamaya gelen kişi Muhsini Tavır ve Tutum’a ulaşmış olur; bu ahlaki tasavvurun en üstün örneği, Hz. Muhammed’tir. Bu noktada kişi, varoluş sebebini kavrayarak, en yüce gaye olan biricik Hakikat’e ulaşmayı, onun sıfatları üzerinde düşünerek, gücü yettiği ölçüde ona benzemeye, “O’nun ahlâkı ile ahlâklanmaya” çalışır. Muhsin Mertebesi olarak da nitelendirebileceğimiz bu mertebede kişi, diğer insanlarla olan münasebetlerini İslam’ın sözlük anlamının gereği olarak “barışcıl bir şekilde” sağlamaya çalışır. Diğer bir ifadeyle, "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağırır.”[14]

Tedrici olarak akıl ve hikmetin en yüce mertebelerine ulaşmayı sağlayan bu süreç, manevi olarak Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya ilave bir tutumun tezahürü olup, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e kadar devam eden sürekliliği ifade eden Tevhid, Nübüvvet ve Meâd merkezli kurgulanan Evrensel İslam’a aktif bir katılımı ifade eder. Bu çağrı, Tevhid öğretisinin tarihin, hayatın, bilginin birliğine doğal olarak yansımasının gereğidir. Çünkü iman esaslarını bilmek, kişinin nefsinin arınmasını hedefler ve Hakk’ın bilgisine ulaştırır. İslam esasları bu bilgiye uygun davranmayı ister; Hayr’ın, güzelliğin, iyiliğin bilgisine ulaştırır. Teori ve pratik uyumundan çıkan İhsan mertebesi, bütün farklılıkların farkında olup, iyilik ve güzellikte yarışmanın ve kesinlikle bunu ayrışmaya dönüştürmemenin bilincinde olmak demektir.  Bu, kâmil insandır; o gücü nispetinde varılabilecek en yüksek noktaya ulaşmış kişidir. Biricik ve evrensel Hakikat’a ulaşmak için farz kılınan hususları yerine getirip, güzel ahlakı ikame etme noktasında da dikkat ettiği için Allah’ın rızasını kazanmıştır. Bu kişinin Allah sevgisi karşılıksız kalmayacaktır; Allah da onu sevecek, gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olacaktır.[15] İman-amel dengesini sağlayan kişinin vardığı son aşama, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Asr Suresi’nde açıklandığı üzere, “iman edip, salih amel (iyi-güzel-faydalı işler-ibadet) yapanlar, birbirlerine Hakk'ı ve sabrı tavsiye edenler” kurtuluşa erecektir.[16]

Hz. Peygamber tarafından ifade edilen dinin anlaşılma biçimi ve tedrici olarak yükselişi noktasındaki yaklaşımın felsefi açıdan ifade tarzını, İbn Sina’nın Makamâtu’l-Ârifîn adlı çalışmasında da görebiliyoruz. İbn Sina’nın bu konuda ifade ettiği tutum Muhsini Tavrın felsefi temellerini oluşturabilir. Zira İbn Sina, “Dünya metaından ve güzelliklerinden yüz çeviren kimseye ‘zahit’; namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlere devam eden kimseye ‘abid’; Hakkın nurunun sürekli sırrında parlamasını dileyerek, düşüncesiyle ceberut kutsiyetine yönelene ‘arif’ adı özgü kılınır. Bazen bunların bir kısmı diğeriyle birleşir” ifadeleriyle kişinin bu tecrübelerinin nihai noktasını bizlere işaret etmektedir. İbn Sina tarafından ortaya konulan bu yaklaşım bizlere muhsini tavrın elde edilmesiyle ilgili felsefi yolu da göstermektedir. Burada Ayne’l-Yakin aşaması abid’e, yani İslam mertebesine; İlme’l Yakin aşaması zahid’e, yani İman mertebesine; Hakka’l-Yakin aşaması ise Arif’e, yani İhsan mertebesine karşılık olarak kullanılabilir.[17]

Görüldüğü üzere Türk ahlakının temel hareket noktası, korku ve kaygı ile dini vecibeleri yerine getirmek değil, İslam ve İman mertebelerinin gereğini yaparak İhsan mertebesine ulaşmak, yani “Allah’ı görüyormuş veya O’nun huzurundaymış gibi” davranmaktır. Bu tarz bir inanç anlayışı başkalarını değiştirmek yerine öncelikle iç devrimini gerçekleştirerek, hayatı ve anlamını davranışlarında ortaya koyan bir bakış açısı kazandırır. Bu, bedenen halk içinde; gönül ve kalp olarak Hak ile beraber olmaktır. Hz. Peygamber’in rol model alınmasıyla ortaya konulan dini anlayış Hoca Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacib ve Yunus Emre gibi gönül merkezli bir dini anlayışın Türk dünyasında hâkim olmasını sağlamıştır.

2.2.           Türk Ahlakının Felsefi Temeli

Türk ahlakının en önemli noktalarından birisi de Türk ve İslam geleneğinden elde ettiği kazanımları felsefi bir sisteme dönüştürerek hayata aktarmasıdır. Bunu yaparken Farabi ve İbn Sina’da olduğu gibi teorik bir dil kullanıldığı gibi Hoca Ahmed Yesevi, Yusuf Has Hacib ve Yunus Emre’de olduğu gibi pratik bir dil de kullanılmıştır. 

Bu noktada İbn Sina’nın ahlakın teorik ve pratik yönlerini kuşatıcı tanımından başlayacak olursak, filozofumuz ahlak tasavvurunu “Teorik felsefede amaç hakkı bilmek; Pratik felsefede amaç ise, hayrı bilmektir” şeklinde ifade etmiştir. [18] İslam filozoflarına göre İslam Ahlak Felsefesinin konusu da budur. Bir insan teorik kısmı, yani doğru akletmeyi bilmiyor ise, Hak ile Batılı ayırt edemiyorsa, onun ortaya koyacağı davranışlar da iyiyi ortaya koymak istese bile kötü olacaktır. Bundan kaçınmanın yolu, temel değer olarak aklı merkeze alan, oradan hareketle dini ve ahlaki tasavvurunu geliştiren, tüm bunları da eyleme döken kişi demektir.

Eğer kişi teorik çerçevesini doğru akıl yürütmelere dayandırırsa, hayatı boyunca tüm eylemlerini akıl ışığı aydınlatacak, dini anlayıp yorumlarken, başkalarının kulu, kölesi olmak yerine, Tanrı buyruğunu bizatihi anlayarak, yaşayarak, hayata geçirerek hayrı ikame edecektir. Günümüzde dini tasavvurun anlaşılması noktasında insanların zihinlerinin iğdiş edilmesini önerenler ise insanları kullanmak ve istismar etmek amacıyla hareket etmektedirler.

Türk düşünce geleneğinden beslenen tüm düşünür ve filozoflarda akıl kavramının içinde gönle açılan bir kapı vardır. Bunu Farabi, İbn Sina, Hoca Ahmed Yesevi, Yusuf Has Hacib ve Yunus Emre’de gözlemleyebiliyoruz. Çünkü aklı tamamen zihinsel kıvraklık ve çıkarı için her türlü fikri serd etme olarak yorumlarsak, bu bizim geleneğimize zıt bir durum ortaya çıkarır. Aynı şekilde gönlü de tamamen akıldan uzak, yaptıklarının hesabını vermek yerine her şeyi kendi çıkarları için yorumlayan din istismarcılarının tekeline verecek olursak, o zaman ne dünya hayatımız ne de dini yaşantımız bir düzen tutar.

Bu konuyla ilgili Türk Ahlak Tasavvurundaki örneklere baktığımızda İslam felsefesinde Meşşâî geleneğin iki büyük Türk filozofu Farabi ve İbn Sina’nın akıl kavramını tedrici olarak en son faal akla, yani Vâhibu’s-Suver/Cebrail ile ittisale taşıyarak buradan bilgilerin tefekkür ve tahayyül yoluyla alınabileceğini söylemeleri önemlidir. Aklın ve akıl yürütmelerin en üst mertebesi olarak faal aklın gösterilmesi akıl ve gönül dengesinin anlaşılması ve sezgi kavramının rasyonel bir temele dayandırılması noktasında çok özgün örnekler sunar. Bu tasavvurda sezgi, akıldan bağımsız, sebeplilik ilkesinden azade bir tasavvur olmayıp, aklın bir üst paradigmasına işaret eder.[19]

Akıl ve Gönül dengesi ile ilgili çalışmamızda ele alacağımız ikinci örneğimiz ise Türk Felsefesinin eşsiz eserlerinden Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig’den hareketle oluşturulabilir. Kutadgu Bilig, Türklerin yeni Müslüman olduğu bir dönemde kaleme alınması sebebiyle Türk ve İslam ahlakının temel karakteristiğini belirleme noktasında büyük önemi haizdir. Eserde ahlak ve siyasetin oturtulduğu temel töre, kut, akıl ve gönül kavramları üzerinden kurgulanır. Buna göre kişinin sağlıklı bir yapıda gelişiminin ve topluma katkı sağlamasının doğru uygulanan Töre/Kanun, sağlıklı bir Akıl, dış dünyaya bakarken insani yönü ihmal etmeyen bir Gönül ve bunların sonucu olarak ortaya çıkan Kut ile gerçekleşeceği ifade edilmektedir. Eserin temel sistematiğini Akıl ve Gönül dengesi özelinde okuyacak olursak, akıl ve gönül olmaksızın insanın mutluluğu ne bireysel olarak ne de kurumsal olarak elde edemeyeceği vurgusunun yapıldığı görülecektir.[20]

İnsanın bireysel ve toplumsal hayatı sağlıklı bir şekilde kurabilmesi, ahlaki ve siyasi sahadaki eylemlerini iyilik ve doğruluk üzerine temellendirebilmesi, bu kavramların işlevsel hale gelmesiyle mümkün görülmektedir. İnsan, elde ettiği bu nitelikler sayesinde insan vasfını kazanacaktır. Bu vasıflara sahip olmayan insanlar, varlığı doğru değerlendiremeyeceği için hastalıklı olarak tasvir edilir, bunlar tedavi edilmez ise, varlıklarını da kaybedecektir. Türk İslam ahlak tasavvurunun anlaşılması kanaatimizce bu bütüncül anlayışın analiz edilmesiyle gerçekleşecektir.[21]

Bugün gelinen noktada dini hayatımızı şekillendirmeye çalışan bir takım yapıların Türk Düşünce Geleneğinden ve Türk Din Tasavvurundan aklı çıkarmaya, inancı sorgusuz sualsiz söyleneni kabule indirgemesi, ne bizim toplumsal tasavvurumuzla ne dini tasavvurumuzla, ne de günümüz şartlarında modernitenin getirdiği yeni durumda kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Bunun sancılarını ilk yaşayan gençlerimiz olup, bu tarz tarih dışı yorumlar sebebiyle değer dünyaları alt üst olmakta, tarihsel ve kültürel birikimlerine yabancılaşan bir yaklaşımı benimsemektedirler.[22]

Bu noktada öncelikle yapılması gereken ne Türk kimliğinin getirdiği birlik ve dirlik ruhunu, ne İslam’ın kazandırdığı insani tutumu, ne de modernite ile karşılaşmanın getirdiği kazanımları inkâr etmeksizin durum tespiti yapmaktır. Durum tespiti noktasında tüm bu değerleri sistematize eden bütüncül bir anlayışla insanlarımıza hitap etmek, onların zihin dünyalarını akıl, bilim ve sahih dini öğretiyle çalışan, üreten, emeğinin hakkını alan özgür ve nitelikli kişiler haline getirmektir. 

Sonuç:

      Türk ahlak tasavvuru dediğimiz zaman bunun arka planında büyük bir değerler sistematiği ve hayata yansıyan bir uygulama bütünlüğünü anlarız. Değerler dünyasını şekillendiren ana unsurlardan Türklerin kültürel arka planı, İslam’ın değer tasavvuru ve modernite ile karşılaşmanın verdiği birikim anlaşılmalıdır. Bugün bu unsurlar arasındaki ilişkileri ve geçişliliği anlamayan çok farklı kesimler, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde bu anlayışı tahrip etmekte ve değerler sistematiğimizde çözülmelere neden olmaktadır. Bizim yapmamız gereken ise hayatı inşa ve imar eden temel unsurun kişilik, karakter ve ahlak olduğunun bilincinde olarak öncelikle ahlak ve değer dünyamızı sağlam bir temele oturtmaya çalışmak olmalıdır.

Bütüncül bir ahlaki tasavvur oluşturmak ise geçmişinden haberdar, günümüzü doğru okuyan, değerler dünyasında yaşanan çatışmaları tespit ederek, sorunlara çözüm üretecek bir bakış açısını gerektirmektedir. Bizim de yapmamız gereken Türk ve İslam kültüründen aldığımız temel değerlerimizi günümüz anlayışıyla bir bütünlük içinde sunabilmektir. Ahlak tasavvurumuzun kültürel ve dini kaynakları bizlere bu imkânı vermektedir. Gerek Kur’an ve Hz. Peygamberin ortaya koyduğu ahlaki tutum, gerekse Türk kültüründen gelen eşitlik ve özgürlük merkezli yaklaşımlar bu konuda bizlere ufuk açıcı örnekler sunar. Kendi kültürümüze yabancılaşmaya devam ederek özümseme ve yeni değerler ortaya koymayı bir yana bırakıp taklit ve dönüşüme girersek bu değerler çatışmasından sağlıklı bir şekilde çıkma imkânı bulamayız.

      Özellikle akıl ve gönül dengesi olarak kurgulanan Türk ahlakının temel karakteristiğini doğru anlamalı, aklın insanı doğruya ve hakikate ulaştırıcı temel unsur, gönlün ise bu yolda ona rehberlik edecek sevgi ve iradeye dayalı insani dil olduğunun farkında olmak gerekmektedir. Ahlak ve değerler dünyamızda aklı merkeze aldığımızda, hakikati bilen ve ona göre davranan bir anlayışı; gönlü merkeze aldığımızda da yapıp ettikleri sevgi, aşk ve muhabbetle yapan, insanlara karşı tutumlarında şiddet dili yerine insani bir dil geliştiren anlayışı egemen kılmış oluruz. Türk felsefi ve dini tasavvuru, bu dediğimiz sistemi kurma noktasında bizlere yeterli donanımı sağlamaktır. Bugün bizim yapmamız gereken geçmişimizi doğru okumak ve bütüncül bir sistem geliştirmektir.

Kaynakça:

Akyol, Aygün, Kutadgu Bilig’de Ahlak ve Siyaset, Araştırma Yay., Ankara 2015, ss. 31-65.

Akyol, Aygün, İbn Haldun’da Kültür ve Medeniyet Tasavvuru, Elis Yay., Ankara 2020.

Akyol, Aygün, “Mutluluğu Kazanmada Yöntem -Fârâbî Merkezli Bir İnceleme-”, İlesam -İlim ve Edebiyat- Dergisi, yıl:5, sayı: 23, Mayıs, Haziran 2020, s. 5.

 Akyol, Aygün, "Türk Din Tasavvurunda Sevgi ve Gönül -Yesevi Merkezli Bir İnceleme-", Geçmişten Günümüze Türkistan Tarih, Kültür ve Medeniyet Sempozyumu, Ankara, Türkistan 2019.

Akyol, Aygün, "Dini tekellere Karşı Bireyin İnşası", İlesam İlim ve Edebiyat Dergisi, 2/3 (Ocak-Şubat 2017).

 Akyol, Aygün, "Gençliğin Dindarlık Tasavvuru ve Deizm Tartışmaları," Günümüz Gençliğinin Zihin Problemleri, ed.: İbrahim Maraş, İsmail Erdoğan, Kitap Dünyası Yay., İstanbul 2019.

Akyol, Aygün,, “İslam Ahlak Felsefesi -Birey ve Özgürlük Merkezli Bir İnceleme”, Kutadgubilig Dergisi -Ahlak/Etik Özel Sayısı, 36 (Aralık 2017), 93.

Akyol, Aygün - Uyanık, Mevlüt - Arslan, İclal, İslam Felsefesi Tanımlar Sözlüğü, Elis Yay., Ankara 2016. 

Aydın, Mehmet, “Ahlak” mad., İA., TDV. Yay., c. 2, İstanbul 1989

De Vaux, Carre, “Ahlak” mad., İA., MEB. Yay., c. 1, İstanbul 1978.

Gökalp, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi, Haz.: İsmail Aka, Kazım Yaşar Kopraman, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1976.

Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları, Haz.: Mehmet Kaplan, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1976.

Fârâbî, Fususu’l-Medenî, çev.: Hanefi Özcan, İfav. Yay., İstanbul 2005.

Farabi, Tenbih ala Sebîlî’s-Sa’âde, çev.: Hanefî Özcan, İFAV. Yay., İstanbul 2005.

Gazâlî, İhyâu Ulumu’d-Din, çev.: Ahmet Serdaroğlu, c. 3/1, Akçağ Yay., İstanbul trs. Mustafa Çağrıcı, “Ahlak” mad., İA., TDV. Yay., c. 2, İstanbul 1989.

İbn  Miskeveyh, Ahlakı Olgunlaştırma, çev.: Abdulkadir Şener, İsmet Kayaoğlu, Cihad Tunç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara 1983.

İbn Sina, Mantığa Giriş/Medhal, çev.: Ömer Türker, Litera Yay., İstanbul 2006, s. 7.

İbn Sina, İşaretler ve Tembihler, çev.: Ali Durusoy, Muhittin Macit, Ekrem Demirli, Litera Yay., İstanbul 2005.

Şeref Abdurrahman, Ahlak İlmi, Günümüz Türkçesine Aktaranlar: Mevlüt Uyanık, Aygün

Akyol, Elis Yay., Ankara 2012.

Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, Nakışlar Yay., c. 1, İstanbul 1978.

Uyanık, Mevlüt, Felsefi Düşünceye Çağrı, Elis Yay., Ankara 2012.

Uyanık, Mevlüt, Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak, Kırmızlar Yay., Eskişehir 2020.

Uyanık, Mevlüt, “İslam Felsefesinin Teşekkül Dönemi Varlık Anlayışında Birinci ve İkinci Cevher Kavramı”, İslam Felsefesi Teşekkül Dönemi İçinde, Elis Yay., Ankara 2017.

Uyanık, Mevlüt - Akyol, Aygün,  “Gazzâlî Hakikat Arayışı, Yöntemi ve Felsefe Eleştirisi”, İslam Felsefesi Tenkid Dönemi içinde, Elis Yay., Ankara 2018.

Uyanık, Mevlüt - Akyol, Aygün,  İslam Ahlak Felsefesi, Elis Yay., 3. Baskı, Ankara 2015.

Uyanık, Mevlüt - Akyol, Aygün,  İslam Felsefesi Teşekkül Dönemi, Elis Yay., Ankara 2017.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Günümüz Türkçesine Aktaran: Reşit Rahmeti Arat, Kabalcı Yay., İstanbul 2008, s. 115; bb. 148-154.



*              Prof. Dr. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Felsefesi Anabilim Dalı, aygunakyol@hitit.edu.tr.

[1]              Mevlüt Uyanık, Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak, Kırmızlar Yay., Eskişehir 2020, s. 21.

[2] Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi, Haz.: İsmail Aka, Kazım Yaşar Kopraman, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1976, s. 19; a.g. mlf., Türkçülüğün Esasları, Haz.: Mehmet Kaplan, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1976, s. 50-52.

[3] Aygün Akyol, "Türk Din Tasavvurunda Sevgi ve Gönül -Yesevi Merkezli Bir İnceleme-", Geçmişten Günümüze Türkistan Tarih, Kültür ve Medeniyet Sempozyumu, Ankara, Türkistan 2019, ss. 95; Aygün Akyol, "Dini tekellere Karşı Bireyin İnşası", İlesam İlim ve Edebiyat Dergisi, 2/3 (Ocak-Şubat 2017), 25; Aygün Akyol, “İslam Ahlak Felsefesi -Birey ve Özgürlük Merkezli Bir İnceleme”, Kutadgubilig Dergisi -Ahlak/Etik Özel Sayısı, 36 (Aralık 2017), 93.

[4] Farabi, Tenbih ala Sebîlî’s-Sa’âde, çev.: Hanefî Özcan, (İstanbul: İFAV. Yayınları, 2005), 159, 160; Mevlüt Uyanık-Aygün Akyol, İslam Ahlak Felsefesi, (Ankara: Elis Yayınları, 3. Baskı, 2015, 66, 67.

[5] Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, Nakışlar Yay., İstanbul 1978, c. 1, s. 271; Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol,  “Gazzâlî Hakikat Arayışı, Yöntemi ve Felsefe Eleştirisi”, İslam Felsefesi Tenkid Dönemi içinde, Elis Yay., Ankara 2018, s. 69.

[6] Aygün Akyol, "Gençliğin Dindarlık Tasavvuru ve Deizm Tartışmaları," Günümüz Gençliğinin Zihin Problemleri, ed.: İbrahim Maraş, İsmail Erdoğan, Kitap Dünyası Yay., İstanbul 2019, s. 224.

[7] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, s. 68.

[8] Aygün Akyol, “Mutluluğu Kazanmada Yöntem -Fârâbî Merkezli Bir İnceleme-”, İlesam -İlim ve Edebiyat- Dergisi, yıl:5, sayı: 23, Mayıs, Haziran 2020, s. 5.

[9]              4/Nisa Suresi, 58.

[10]             4/Nisa Suresi, 30.

[11]             2/Bakara Suresi, 190.

[12]             Bir toplumun çatışmadan uzak kalarak varlık ve devamlılığının sağlanabilmesi için temel değerlerin eğitim ve öğretim sisteminde nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda bkz. Aygün Akyol, İbn Haldun’da Kültür ve Medeniyet Tasavvuru, Elis Yay., Ankara 2020, 146, 147.

[13] Fârâbî, Fususu’l-Medenî, çev.: Hanefi Özcan, İfav. Yay., İstanbul 2005, s. 54, 55; İbn  Miskeveyh, Ahlakı Olgunlaştırma, çev.: Abdulkadir Şener, İsmet Kayaoğlu, Cihad Tunç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., Ankara 1983 s. 36; Gazâlî, İhyâu Ulumu’d-Din, çev.: Ahmet Serdaroğlu, Akçağ Yay., İstanbul trs., c. 3/1, s. 134, 135; Mustafa Çağrıcı, “Ahlak” mad., İA., TDV. Yay., İstanbul 1989, c. 2, s. 1; Mehmet Aydın, “Ahlak” mad., İA., TDV. Yay., İstanbul 1989, c. 2, s. 10; Carre De Vaux, “Ahlak” mad., İA., MEB. Yay., c. 1, İstanbul 1978, s. 157; Abdurrahman Şeref, Ahlak İlmi, Günümüz Türkçesine Aktaranlar: Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol, Elis Yay., Ankara 2012, s. 17, 18; Mevlüt Uyanık, Felsefi Düşünceye Çağrı, Elis Yay., Ankara 2012, s. 184; Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol, İslam Ahlak Felsefesi, s. 35; Aygün Akyol, Kutadgu Bilig’de Ahlak ve Siyaset, Araştırma Yay., 2. Baskı, Ankara 2015, s. 31; Aygün Akyol, Mevlüt Uyanık, İclal Arslan, İslam Felsefesi Tanımlar Sözlüğü, Elis Yay., Ankara 2016, s. 27.

[14] 16/Nahl Suresi, 125; Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol, İslam Felsefesi Teşekkül Dönemi, Elis Yay., Ankara 2017, s. 318.

[15] Buhari, es-Sahih, Rikak, 38.

[16] Uyanık-Akyol, "Hakkın ve Hayrın Bilgisine Sahip Olmak: Muhsini Tavır, s. 98, 99, 103.

[17] İbn Sina, İşaretler ve Tembihler, çev.: Ali Durusoy, Muhittin Macit, Ekrem Demirli, Litera Yay., İstanbul 2005, s. 182.

[18] İbn Sina, Mantığa Giriş/Medhal, çev.: Ömer Türker, Litera Yay., İstanbul 2006, s. 7.

[19] Mevlüt Uyanık, “İslam Felsefesinin Teşekkül Dönemi Varlık Anlayışında Birinci ve İkinci Cevher Kavramı”, İslam Felsefesi Teşekkül Dönemi İçinde, Elis Yay., Ankara 2017, s. 154, 184.

[20] Aygün Akyol, Kutadgu Bilig’de Ahlak ve Siyaset, ss. 31-65.

[21] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Günümüz Türkçesine Aktaran: Reşit Rahmeti Arat, Kabalcı Yay., İstanbul 2008, s. 115; bb. 148-154.

[22] Aygün Akyol, "Gençliğin Dindarlık Tasavvuru ve Deizm Tartışmaları, s. 226, 227.


 Okunma Sayısı : 292         17 Kasım 2020

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 852986

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.